6 Ocak 2013 Pazar

Anne Dediğin


Annemin bizi özellikle dizinin dibine oturtup öğüt verdiğini bilmem, yapmamızı ve kazanmamızı istediği davranışları kendisi zaten doğal haliyle yaşamına uyguluyordu. Mesela bir şey istediğimizde, şunu demeyi asla ihmal etmezdi, “ Bak söz vermiyorum, durum uygun olursa.” Çünkü biliyordu ki söz verdiği bir şeyi yapmazsa saatlerce başında “Ama söz vermiştin ama yapacaktın!” diye ayaklarımızı yere vuracaktık. Alıştığımız buydu, söz verildi mi yerine getirilmeliydi. 

Çok canını sıkmadıkça bize bağırmaz asla da şiddet uygulamazdı. Olur olmaz her yaptığımıza kızmaz, gerçekten yanlış olduğunu düşündüğü şeylerde gözlerinden ateş çıkarcasına bakışlar atardı, o zaman anlardı ki gittiğimiz yol, yol değil  :)

Her zaman sakinlikten, sadelikten ve hoşgörüden yanaydı. Dışarıda oyun oynarken, beni kibar bir şekilde balkonun altına çağırır, “Kızım bu kadar çocuğun içinde sadece senin sesin çıkıyor, biraz kibar ol, çok bağırma derdi.”Ben de yapım gereği sinirlenir “Ya anne yaaa, ya anne yaaa!”diyerek, zıp zıp zıplar bas bas bağırırdım, annemin mahremiyet olarak gördüğü durumu, tüm mahalleye yayın eder, annemi “carıs malamat” ederdim. :)
İnsanlara yardım etmekten büyük bir haz duyardı. Mahalledeki yaşlı çiftti daima ziyaret eder, bir isteklerinin olup olmadığını sorardı. Bu yardım kumpanyalarına bizi de dahil eder, her bayram muhakkak bizi bu yaşlı nine ve dedenin yanına götürürdü. Üfleye püfleye merdivenleri çıkardık. Yüzünün her yanında et benleri olan bu yaşlı teyzeciğin beni öpmesi dayanılmaz olurdu ve o an öleceğimi sanırdım. 

Eski elbiseleri, kumaşları geri dönüşüm kazanında kaynatıp, teyzelerime, halalarıma, anneanneme elbezi dikerdi. Eve gelen fazladan ekmekleri yine sağa sola taşırdı. Evdeki bayat ekmekleri suda ıslayıp hamur haline getirir, peynir ve baharatla tatlandırıp kızartırdı.

Anneannemlere giderken tutumlu olmak için yürüyerek gider, üstüne her gidişimizde de poşetler taşırdık. Minyatür bir deniz feneri gibi, başkalarının kullandığı temiz giysileri ihtiyacı olanlara dağıtırdı. Taşımanın yanı sıra, bunlar hep özveri ve kafa karışıklığı demekti.

Şimdi ben kimim? Bence ben annemin patates baskısıyım :) Onca yıl şikayet ettiğim şeyleri, elimden geldiği kadarıyla gerçekleştirmeye çalışıyorum, ama dediğim gibi ona yetişemem, sadece kötü bir kopyasıyım :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder